Kaynakların Sınırlılığı Işığında Bir Tercih: Güven Hastanesi Hangi Şehirde? Ekonomi bilimi bize basit ama derin bir gerçeği hatırlatır: kaynaklar sınırlıdır, ihtiyaçlar ise sonsuz. İnsan yaşamı, bu sınırlılıklar içinde sürekli bir seçim yapma sürecidir. Sağlık hizmetleri de bu seçimin en belirgin alanlarından biridir. Bir ekonomistin gözünden bakıldığında, bir hastane yalnızca bir sağlık kurumu değil; kaynak dağılımı, hizmet kalitesi ve toplumsal refah arasındaki dengeyi temsil eden bir ekonomik organizmadır. İşte bu çerçevede sıkça sorulan bir soru gündeme gelir: Güven Hastanesi hangi şehirde? Bu sorunun cevabı sadece bir coğrafi bilgi değil, aynı zamanda bir ekonomik odak analizidir. Çünkü bir sağlık kurumunun bulunduğu şehir,…
10 YorumYazar: admin
Kısacası: Lex superior (tam haliyle lex superior derogat legi inferiori) “üst normun alt normu bertaraf etmesi” demektir. Yani Anayasa kanunu, kanun yönetmeliği, yönetmelik genelgeyi yener. Lex Superior İlkesi Ne Demek? Üst Normun Gücü ve Gündelik Hayatımızdaki Yansımaları Bir hukuk kuralının diğerine üstün geldiği anları düşünün: Şehir içi bir tabelanın “30 km/s” dediği yerde, karayolları yönetmeliği farklı bir sınır koymuşsa, hangisine uyacağız? İşte tam burada lex superior devreye girer ve kulağımıza fısıldar: “Üstteki kural kazanır.” Bu yazıyı kaleme alırken, sadece kuru bir tanım vermek değil; bu ilkenin nereden geldiğini, bugün nasıl işlediğini ve gelecekte dijital dünyanın hukukuna nasıl yön verebileceğini sizinle,…
8 YorumEn Çok Kim Başpehlivan Oldu? Toplumsal Gücün, Kimliğin ve Cinsiyetin Güreş Meydanındaki İzleri Bir sosyolog için her birey, içinde yaşadığı toplumun bir yansımasıdır. Toplumsal yapılar bireyleri şekillendirirken, bireylerin davranışları da bu yapıların yeniden üretiminde rol oynar. Güreş ve başpehlivanlık kavramları da bu etkileşimin canlı bir örneğidir. Çünkü güreş, sadece kas gücünün değil, aynı zamanda toplumsal düzenin, cinsiyet rollerinin ve kültürel değerlerin sahnesidir. Bu noktada şu soru anlam kazanır: “En çok kim başpehlivan oldu?” Bu soru sadece bir istatistiği değil, bir toplumun kahraman yaratma biçimini, erkekliğin nasıl kutsandığını ve dayanıklılığın nasıl ödüllendirildiğini de ortaya koyar. Başpehlivanlık ve Toplumsal Statü: Gücün Meşruiyeti…
6 YorumKapalı Ameliyat Riskli midir? Köklerinden Geleceğine, Gerçekçi ve Umutlu Bir Yolculuk Bazen bir konuyu ne kadar anlatsak da, içinize sinen o netliği bir türlü bulamazsınız. “Kapalı ameliyat (minimal invaziv cerrahi) riskli mi?” sorusu tam da böyle bir soru. Gelin, bu merakı birlikte giderelim; samimi ama ayakları yere basan bir sohbet gibi… Kapalı ameliyat tamamen “risksiz” değildir; ancak pek çok durumda bazı riskleri azaltır ve iyileşmeyi hızlandırır. Anahtar kelimeler: doğru endikasyon, deneyimli ekip, uygun teknoloji ve iyi hazırlık. Kapalı Ameliyatın Kökleri: “Küçük Kesiden Büyük Etki” Fikri Kapalı cerrahinin fikri basit: vücuda daha az travma ver, aynı işi daha küçük kesilerden yap.…
8 YorumAkgünlük ile Günlük Aynı mı? Varlığın İsimleri Üzerine Felsefi Bir Deneme Bir filozof için her kelime, düşüncenin yankılandığı bir mağaradır. Sorduğumuz basit bir soru bile, varlıkla dil arasındaki derin bağı ortaya çıkarır. Akgünlük ile günlük aynı mı? sorusu, yüzeyde botanik bir ayrımı arıyor gibi görünse de, aslında adın, özün ve bilginin doğasını sorgular. Çünkü her isim bir sınırdır; fakat her varlık, o sınırın dışına taşar. Bu yazıda konuyu etik, epistemolojik ve ontolojik üç eksende ele alacağız. Adın Felsefesi: Dil, Kimlik ve Ayrım “Akgünlük” ve “günlük” kelimeleri kulağa benzer, hatta birçok kişi onları aynı bitki sanır. Oysa doğada olduğu kadar düşüncede…
8 YorumKantin Belgesi Nasıl Alınır? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Adalet Merceğinden Bir Yol Haritası “Bir kantin açmak istiyorum ama nereden başlamalıyım?” sorusu aslında sadece bürokratik bir merak değil; aynı zamanda girişimcilik, kamusal hizmet ve toplumsal sorumluluğun da merkezinde duran bir meseledir. Kantin belgesi almak, göründüğü kadar basit bir süreç değildir; çünkü bu belge, sadece bir işletme izni değil, aynı zamanda topluma hizmet etme sorumluluğunun da resmiyet kazanmış hâlidir. Hele ki bu süreci toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve adalet merceğinden ele aldığımızda mesele daha da derinleşir. Gelin, kantin belgesi sürecine sadece “belge toplama” olarak değil, bir sosyal etki alanı olarak bakalım. Kantin Belgesi…
12 YorumŞuur Akışı Tekniği Nedir? Edebiyatın Derinliklerine Yolculuk Edebiyatın Gücü: Kelimelerin Dönüştürücü Etkisi Edebiyat, kelimelerin gücünden doğar; bir kelimenin yerleştiği zihin, bazen sonsuz bir evrene açılan kapıdır. Her bir cümle, bir dünyayı, bir duyguyu ya da bir düşünceyi dönüştürme gücüne sahiptir. Edebiyatın en büyüleyici yönlerinden biri, dilin, yalnızca anlatmakla kalmayıp, aynı zamanda okurda iz bırakacak bir etki yaratabilmesidir. Bu, kelimelerin taşıdığı anlamların ötesinde, zihnin derinliklerine yolculuk yapmamıza olanak tanır. İşte şuur akışı tekniği, edebiyatın bu büyüsünün en etkili ve doğrudan yansımasıdır. Şuur akışı (stream of consciousness), bilinçaltı ve bilinçli düşüncelerin kesintisiz bir şekilde, genellikle rastgele bir biçimde sıralandığı bir yazım tekniğidir.…
8 YorumÇimstone mu pahalı, granit mi? Mutfak tezgâhı seçerken doğru maliyet okuması Tarihsel arka plan: Doğal taşın asırlık mirası, mühendisin yeni taşı Granit, yüzyıllardır mimaride kullanılan doğal bir taş; renk ve damar çeşitliliği her plakanın tekil olmasını sağlar. Kuvars esaslı kompozit yüzeyler (Türkiye’de “Çimstone” markasıyla bilinen tür), 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren reçine ve kuvars karışımının preslenip pişirilmesiyle geliştirilen mühendislik ürünü yüzeylerdir; amaç, doğal taşın görsel etkisini daha düşük gözeneklilik ve düzenli desenle birleştirmektir. Türkiye’de Çimstone gibi markalar, kuvars kompozitin yaygınlaşmasında belirleyici olmuştur. Kuvars yüzeylerin reçine-kuvars bileşimi onları neredeyse gözeneksiz yapar; bu, leke direncini artırır ve sızdırmazlık (sealing) ihtiyacını ortadan kaldırır.…
6 YorumTavşan Geviş Getirir Mi? Edebiyatın Gözünden Bir Bakış Edebiyat, kelimelerin gücüyle şekillenen bir dünyadır. Bir kelime, bazen bir hayatı, bir düşünceyi, hatta bir evreni dönüştürebilir. Yazar, kelimeleri kullanarak gerçekliğin derinliklerine iner, bazen hayvanlar, bazen insanlar, bazen ise varoluşun en ince köşelerine dair keşifler yapar. Peki, tavşan geviş getirir mi? Sadece bir biyolojik sorudan öte, bu soru bize metinlerin, karakterlerin ve sembollerin gücünü hatırlatıyor. Edebiyatın zengin dünyasında, tavşanın geviş getirme eylemi, kelimelerin doğasında barındırdığı anlamlarla yeniden şekillenir. Bu yazıda, tavşanın geviş getirme olgusunu edebi bir bakış açısıyla çözümleyeceğiz, farklı metinlerdeki yansımalarını keşfedeceğiz ve okurun zihninde bir edebi çağrışımlar çığlığı uyandıracağız. Edebiyat…
6 YorumGözlerini Belertmek Ne Demek TDK? Öğrenmenin Duygusal Dili Üzerine Pedagojik Bir İnceleme Bir eğitimci olarak her dersin, her kelimenin, her yüz ifadesinin bir öğrenme fırsatı olduğuna inanırım. Çünkü öğrenme yalnızca bilgiyi zihne taşımak değil, duygularla anlam inşa etmektir. İnsan, kelimeleri öğrendikçe dünyayı anlamlandırır; ifadeleri çözdükçe hem kendini hem başkalarını tanır. “Gözlerini belertmek” ifadesi de bu anlamda dilin duygusal zenginliğini gösteren, hem bedensel hem de psikolojik bir anlatım biçimidir. TDK’ye göre bu deyim, “öfke, şaşkınlık ya da korku gibi yoğun bir duygunun etkisiyle gözleri iri iri açmak” anlamına gelir. Ancak bu tanımın ötesinde, bu deyim insan davranışının ve iletişimin derin pedagojik…
12 Yorum