Kayseri’nin Soğuk Bir Sabahında Başlayan Hikâye
O sabah Kayseri’de hava alışılmadık derecede soğuktu. Camdan baktığımda gökyüzü gri bir örtü gibi şehrin üstüne çökmüş gibiydi. Elimdeki kahve bardağının sıcaklığı bile içimdeki huzursuzluğu ısıtmaya yetmiyordu. Çünkü o sabah, postacı kapıya bıraktığı zarfla birlikte hayatımın akışını değiştirmişti.
Zarfın üzerinde büyük harflerle “Tebligat” yazıyordu. O kelimeyi görmek bile kalbimi hızlandırmaya yetti. İçini açtığımda, bir davada tanık olarak çağrıldığımı öğrendim. Adım, tarih, saat… Her şey resmi, her şey kesindi. Ama içimde hiçbir şey net değildi.
Bir Tanıklığın Ağırlığı
İlk hissettiğim şey gurur değildi. Korkuydu. Çünkü ben sadece bir olaya şahit olmuştum. Bir akşam, bir tartışma, yüksek sesler, sonra ani bir sessizlik… Hepsi bu kadar. Ama meğer o an, bir davanın parçası olmuşum.
O günden sonra sürekli aynı soruyu sormaya başladım: “Tanık olduğum bir davaya gitmezsem ne olur?”
Bu soru, zihnimde yankılanan bir çan gibi durmadan çalıyordu. Gitmezsem kim fark ederdi? Yokluğum neyi değiştirirdi? Yoksa her şey benim yokluğumda da aynı şekilde mi ilerlerdi?
Ama içimde başka bir ses daha vardı. Daha sert, daha suçlayıcı: “Ya sen orada olmasan adalet eksik kalırsa?”
İşte o an anladım ki bu mesele sadece gitmek ya da gitmemek değildi. Bu, kendimle hesaplaşmaktı.
Geçmişe Açılan Kapı
O olayı hatırladıkça zihnimde görüntüler netleşiyordu. O akşam, işten çıkmış eve dönüyordum. Dar bir sokakta, bir apartmanın önünde toplanmış kalabalık dikkatimi çekmişti. Bağırışlar, kapı çarpma sesleri… İçgüdüsel olarak yavaşlamıştım.
Bir adamın sesi hâlâ kulaklarımda: “Yeter artık!”
Bir kadının ağlaması… Ve ardından polis sirenleri.
O an sadece izleyiciydim. Ama şimdi, yıllar sonra o izleyiciliğin beni bir tanığa dönüştürdüğünü öğrenmiştim.
O gün eve döndüğümde hiçbir şey yazmamıştım günlüğüme. Sanki yazarsam gerçek olacakmış gibi gelmişti. Ama şimdi biliyorum ki o an zaten gerçekti. Sadece ben görmezden gelmiştim.
Gitmezsem Ne Olur? İçimde Büyüyen Soru
Değerli Buve okurları, bu makalemizde “Tanık olduğum bir davaya gitmezsem ne olur” konusunda bilmeniz gereken her şeyi derledik.
Geceleri uyuyamaz olmuştum. Yatakta dönerken sürekli aynı cümle dönüyordu zihnimde: “Tanık olduğum bir davaya gitmezsem ne olur?”
Bunu bazen fısıldıyor, bazen içimden bağırıyordum. Sanki cevap arayan biri değil, cevaptan kaçan biri gibiydim.
Gitmezsem:
Bir şey eksilir mi?
Ben eksilir miyim?
Yoksa sadece zaman mı beni silerdi?
Odanın sessizliğinde kendi nefesimi dinlerken, bu soruların cevabının sandığımdan daha ağır olduğunu hissediyordum.
İçimdeki İki Ses
Bir yanım çok netti: “Git. Bu senin sorumluluğun.”
Diğer yanım ise korkuyordu. Mahkeme salonu gözümde büyüyordu. Yabancı insanlar, sorular, bakışlar… Yanlış bir şey söyler miyim korkusu, doğruyu hatırlayamama endişesi…
Kendime kızıyordum. Çünkü basit bir şey gibi görünüyordu: sadece orada olmak.
Ama insan bazen en basit görünen şeylerden en çok korkar.
Günlüklerime Yazdığım Çatışma
Yıllardır günlük tutarım. Kayseri’nin sessiz akşamlarında, sayfalar bana sığınak olur. O gün de yazdım.
“Bugün bir çağrı aldım. Bir davada tanıkmışım. İçim garip. Gitmek istiyorum ama kaçmak da istiyorum. Sanki oraya gidersem bir şeyleri geri dönüşsüz hale getireceğim.”
Kalem elimde titriyordu.
Sonra yazmaya devam ettim:
“Tanık olduğum bir davaya gitmezsem ne olur? Belki hiçbir şey olmaz. Belki her şey olur.”
O cümleyi yazdıktan sonra uzun süre sayfaya baktım. Sanki cevap orada gizliydi ama ben göremiyordum.
Arkadaşlarla Konuşma
Bir akşam arkadaşlarımla buluştum. Konu açıldı. Onlara anlattım. Kimisi çok net konuştu:
“Gitmezsen ceza alabilirsin.”
Bir diğeri daha duygusaldı:
“Vicdanın rahat eder mi sence?”
Ama en çok aklımda kalan, en sessiz olan arkadaşımın söylediğiydi:
“Bazen gitmemek de bir seçimdir. Ama her seçim bir şey alır.”
O cümle beni eve dönerken bile takip etti.
Mahkeme Günü Yaklaşırken
Tarih yaklaştıkça içimdeki düğüm daha da sıkılaştı. Sabahları erken uyanıyor, pencereden dışarı bakıyor, sonra tekrar yatağa oturuyordum. Sanki zaman ilerliyor ama ben yerimde sayıyordum.
Bir gün aynaya baktım ve kendime şunu söyledim:
“Bu kadar zor olan ne?”
Ama cevap yoktu.
Sadece içimde büyüyen bir baskı vardı. Sorumluluk duygusu ile korkunun birbirine karıştığı o tuhaf hal.
Rüyalarımda Mahkeme
İlgili Yazımız: Zeytin çekirdeğinden zeytin ağacı olur mu ?
O günlerde rüyalarım bile değişmişti. Kendimi sürekli mahkeme salonunda buluyordum ama ağzımı açamıyordum. Herkes bana bakıyordu ama ben konuşamıyordum.
Uyanınca nefesim hızlanmış oluyordu.
Belki de zihnim bana bir şey anlatıyordu: Kaçmak sandığım kadar kolay değildi.
Karar Anı
Bir sabah, güneş Kayseri’nin binalarına vururken karar vermem gerektiğini hissettim. O an hiçbir şey dramatik değildi. Sadece içimde bir sessizlik vardı.
O sessizlikte kendime dürüst oldum.
Gitmemek daha kolaydı. Ama kolay olan her şey doğru değildi.
Ve belki de en önemlisi: ben o olayın sadece izleyicisi değil, bir parçasıydım artık.
Kendime Söylediğim Son Cümle
Kendi kendime şunu söyledim:
“Eğer gitmezsem, bu hikâyeyi yarım bırakacağım.”
Bu cümle beni ayağa kaldırdı.
Mahkeme Salonu
O gün mahkeme salonuna girdiğimde her şey düşündüğümden daha sıradandı. Ne korkunç bir atmosfer vardı ne de filmlerdeki gibi dramatik bir hava.
Ama içimdeki his çok yoğundu.
Kalbim hızlı atıyordu.
Adım söylendiğinde ayağa kalktım. Sesim titredi ama söylediklerim gerçekti. O anı, o geceyi, duyduklarımı…
Konuşurken fark ettim ki aslında en zor şey konuşmak değilmiş. En zor şey, konuşmaya karar vermekmiş.
Gözlerin Ağırlığı
Karşımdaki insanların bakışlarını hissettim. Ama garip bir şekilde korkmadım. Çünkü artık kaçmıyordum.
Sadece oradaydım.
Bir tanık olarak, bir insan olarak.
Dönüş Yolunda
Mahkeme bittiğinde dışarı çıktım. Hava aynıydı ama ben aynı değildim.
İçimde tuhaf bir hafiflik vardı. Sanki uzun zamandır taşıdığım bir şey yere bırakılmıştı.
Ama en çok düşündüğüm şey şuydu:
“Eğer gitmeseydim, bu his hiç olmayacaktı.”
Sonra Gelen Sessizlik
Eve döndüğümde günlüğümü açtım. Uzun süre yazmadım. Sadece düşündüm.
Sonra tek bir cümle yazdım:
“Gitmek bazen korkunun sonu değil, başlangıcıdır.”
Geride Kalan Soru
Şimdi geriye dönüp baktığımda hâlâ aynı soruyu hatırlıyorum: “Tanık olduğum bir davaya gitmezsem ne olur?”
Cevap artık daha net değil ama daha gerçek.
Gitmezsem belki hayat devam ederdi.
Ama gidersem, kendime karşı dürüst kalırım.
Ve bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey tam olarak budur.
Buve olarak “Tanık olduğum bir davaya gitmezsem ne olur” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!